Kategori: İnsan

Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) ve UNİCEF’in Son 30 yıldır anne sütü üzerinde yoğunlaşan çalışmaları, anne sütünün eşsiz bir besin olduğu ve bebek beslenmesindeki yerinin, başka hiçbir besinle dolduramayacağı gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Hayata en iyi başlangıç anne sütüdür, doğumdan sonra ilk yarım / bir saat içinde emzirmeye başlamak ve sürdürmek, çok önemlidir. Anne sütü, bebeklerin sağlıklı büyüme ve gelişmelerine katkı sağlamanın yanında, aile ve ülkeye sosyal ve ekonomik getirileri olan, ideal ve vazgeçilmez besin kaynağıdır. Anne sütünün eşiti ve benzeri yoktur. Bireylerin doğumlarından itibaren sağlıklı olabilmelerinde anne sütünün önemi herkes tarafından kabul edilmektedir. Sağlıklı bebek ve çocuklar, sağlıklı aileleri ve sağlıklı toplumları oluşturacaktır Anne sütünün zengin ve mucizevi içeriği ile emzirmenin önemi saymakla bitmez.

Çocukluk, üzerinde işaretler bıraktığımız coşku dolu, üretken, hayatla bir bütün olduğumuz, ‘yaşama adanmış’ bir dönemdir. Bu dönem, bir o kadar da hayata karşı tecrübesiz ve yanılabilir olduğumuz bir dönemdir aslında. Hayatı çoğunlukla deneme-yanılma yoluyla öğrendiğimiz bir yaşama evresidir. Çocuklarımız bu evrede deneme serüveni içinde er-geç bilgisayar ve teknoloji ile tanışır. Masum niyetle başlayan bu keşfetme serüveni farkında olmadan bağımlılığa dönüşebilir. Teknoloji, aslında bir fırsat iken çocuklar için bir tehlike halini alabilir. Ödevleri yapmakta kolaylık olarak çocukların dünyasına giren bu teknoloji zamanla bilgisayar-internet bağımlılığınadönüşebilir. 


Aileler ilk önce çocuklarının bilgisayarı öğrenmesini keyifle izler ve bununla gururlanır. Sonrasında evde dağıtan ve koşturan bir çocuk yerine, yerinden kalkmayan, oyuncaklarını dağıtmayan bir çocuk anne-babalara daha avantajlı gelir. Zamanla bilgisayar oyunlarının keyfine varan çocuk ise gerçek oyunlardan tat alamaz olur. Gün geçtikçe bilgisayarda geçirilen süre artar ve ortaya bağımlılık çıkabilir. Kendini durdurmakta zorlanan çocuklar, bilgisayar başında geçirdikleri süreyi kontrol edemezler. Bu kontrolsüzlüğün sonu bağımlılıkla biter. 


Bilgisayarın ve İnternetin Zararları Bilgisayar ve internetin zararları küçük çocuklar üzerinde oldukça çoktur. Bilgisayar ve internet yoluyla çocuklar, erken yaştasanal da olsa ölüme-öldürmeye ve şiddete maruz kalırlar. Dolayısıyla benlik hamurları, şiddet, öfke ve kanla yoğrulur. Bu durum öfkeli, tepkisel, merhametsiz nesiller yetişmesine sebep olabilir. Bunun zararını ise sadece çocuğun kendisi değil, tüm toplum çeker.Aynı şekilde erken yaşta cinsellikle tanışan çocuklar, ileride cinsel sapmaların eşiğine yanaşabilirler. 


Bilgisayar bağımlılığının diğer olumsuz bir sonucu da, sosyal ilişkiler üzerindedir. Yalnızlığını teknolojik bir makine ile gideren çocuklar, zamanla ilişkileri de aynı mekaniklikle yaşamaya başlar. Diğeri ile ilişki kur(a)mayan, öteki ile varoluşsal alanda gerçek bir buluşma yaşayamayan çocuklar kendi yalnız dünyasının mahkumuolurlar. Bir süre sonra evden hiç çıkmak istemezler ve toplumdan uzaklaşırlar. Evde ise ailelerinden uzaklaşırlar. Aile hemen yanıbaşındaki çocuğunu, toplum bir bireyini kaybederken çocuğun kendisi ise tüm hayatını kaybeder. Zamanla yalnızlaşan çocuk, bu yalnızlığını gidermek için haz aldığı şeylere daha fazla yoğunlaşır. Adeta onda yok olmak ister. Bunun sonucunda da, ortaya derin bağımlılıklar çıkar. 


Bilgisayarın bir diğer zararı çocuklarımızı hayalle-gerçek arası bir hayata hapsetmesidir. Bilgisayar ortamında sanal arkadaşlıklar kurup, sanal sohbetler eden çocuklar, dışarı çıkmak gereği bile duymazlar. Hareket etmeye, hele spor yapmaya hiç mecalleri yoktur. Bizden daha yorgun, bizden daha tahammülsüz ve sabırsızdırlar. Çünkü doyasıya koşmadan, hoplayıp zıplamadan, düşüp 
Makale No: 4 Yayın Tarihi: 8 Mayıs 2012 

Pedagoji Derneği 
kalkmadan büyümektedirler. Gerçek hayattan kopan, tüm ilişkilerini ve iletişimini sanal ortama taşıyan çocuk, gerçek hayata çıktığında bocalar. Oradaki ilişki tarzının gerçek hayatta işe yaramadığını görünce yeniden sanal dünyasına döner.Sonuçta gerçeğe temas edemeyen, sanal bir nesil ortaya çıkar. 


Bilgisayarda görüntülerin hızlı akışına, peş peşe gelen sahnelere alışan çocuk beyni, okul hayatına adapte olmakta zorlanır. Çünkü beyni daha fazla uyaran istemektedir. Öğretmenin ders anlatımı ona sıkıcı gelmeye başlar ve dikkatini derse yoğunlaştırmakta zorlanır. Bunun neticesinde motivasyon ve konsantrasyon sorunları yaşar ve akademik başarısı düşer. 
Boşa harcanan zaman, tükenen ömür, cinsel içerikli sitelere ulaşımın kolay olması ile yitirilen ahlak, ciddi beden sağlığı sorunlarını bilgisayarın diğer zararları arasındadır.Bağımlılığın yanında, bunca zararı da bünyesine alan çocuk, başta kendisi, sonra ailesi ve yaşadığı toplum için riskli bir birey halini getir. 


Bağımlılık Belirtileri Birçok çocuk bilgisayarda oyun oynar. Bağımlı çocukların durumu ise farklıdır. Eğer çocuğunuz; • Bilgisayar karşısında vaktinin çoğunu geçiriyorsa, oturduğunda uzun süreli kalıyorsa, • Gerçek hayattaki oyunları oynamıyor ve sevdiği başka etkinlikleri yapmıyorsa, • Bilgisayar ile vakit geçirmediği zaman sıkılıyor ve huzursuz oluyorsa, • Ödev yapması ve ders çalışması gereken zamanı bilgisayarla geçiriyorsa, • Bilgisayarı sosyal faaliyetlerine ve arkadaşlarına tercih ediyorsa, • Öğretmenleri de çocuğunuzla ilgili farklılıklar gözlemlemişlerse bağımlılıktan şüphelenebilirsiniz. Bu durumda çocuğunuzun bilgisayar kullanımı ile ilgili adım atmak gerekir. Bu adımların ilki çocuğunuzu ve yaşadığınız durumu kabullenip çözüm arayışına girmektir.
Çözüm Önerileri Çocuğumuzun bilgisayar bağımlılığını önlemek ve azaltmak için adım adım aşağıdaki önerileri uygulayabilirsiniz. • Teknolojiyi hayattan çıkaramayacağınıza göre, yetişkin olarak sizler teknolojiyi yararlı kullanma konusundaçocuklarınıza örnek olabilirsiniz. Öncelikle bilgisayarla kendi ilişkinizi gözden geçirmeniz güzel olur. Akşamları işten gelen anne-baba evdeki tüm vaktini bilgisayar karşısında geçiriyorsa, çocuklarıyla oynamak ve onları sevmek yerine ellerini tuşlardan, gözlerini ekrandan ayıramıyorsa, çocuklarına koyacağı bilgisayar yasağının hiçbir anlamı olmayacaktır.
Makale No: 4 Yayın Tarihi: 8 Mayıs 2012 

Pedagoji Derneği 
• Çocuklarınıza varoluşlarını özgürce sergileyerek, üretken olabilecekleriimkanlar sunarak bilgisayara alternatifler oluşturabilirsiniz. Bu işlemi çeşitli kurslarla yapabileceğiniz gibi, eve aldığımız etkinlik malzemeleri ile de yapabiliriz. • Başta bilgisayar olmak üzere teknolojik aletleri kullanma konusunda yasaklayıcı değil yönlendirici bir tutum sergileyerek, çocuklara yararlı kullanımı öğretebilirsiniz. • Bilgisayarda oyun oynamayı bir hak olarak değil, ödül olarak verebilirsiniz. Örneğin ders çalıştıkları süre kadar bilgisayarda oynamalarına müsaade edebilirsiniz. Yine bilgisayarda oyun oynamaya sadece hafta sonu müsaade etmeniz yerinde olacaktır. • Bilgisayarın üretim ve fayda amaçlı kullanımı için çocuğunuzla çalışmalar yapabilirsiniz. Faydalı programlar alıp, onlarla birlikte çeşitli ürünler üretebilirsiniz. Bir yazıcı ile çıktılar alıp ev gazetesi çıkarmak, posterler hazırlayıp duvarlara asmak,her haftanın önemine göre pano hazırlamak gibi. • Çocuklarınızla daha fazla vakit geçiriponlardaki aidiyet duygusunu geliştirebilirsiniz. Hem bu şekilde çocuğunuzun maddi ihtiyaçlarını karşıladığımız gibi ruhsal ihtiyaçlarını da karşılamış olursunuz.Birlikte oyun oynamak, etkinliklere katılmak, yarışma yapmak hem çocuklardaki aileye olan aidiyeti geliştirir hem de sevildiği mesajını onlara verir. • Bilgisayarı evin ortak kullanım alanının olduğu bir yerde bulundurmak güzel olacaktır. • Bilgisayarı, amacı dahilinde kullanabilmek için teknik önlemler alabilirsiniz.Filtreleme yöntemleri, belirlenen süreden bilgisayarın sonra kendini otomatik olarak kapatması gibi. • Çocuğumuzun sağlıklı arkadaşlıklar kurması, yaşına uygun sosyal faaliyetlerde bulunması noktasında teşvik edici olabiliriz. Onu olabildiğince arkadaş ortamlarına sokmak, komşu ziyaretlerini sıklaştırmak, maçlar ve buluşmalar organize etmek hem çocuğunuzun sosyalleşmesini sağlar, hem de onu bilgisayardan uzak tutar. • Asıl alınması gereken tedbir ise çocuğu bilgisayar dışı etkinliklere yönlendirmektir. Ona yetenekleri doğrultusunda beceriler kazandıracak ortamlar hazırlayabilirsiniz. Müziğe yeteneği olan bir çocuğa bir çalgı aleti çalması konusunda fırsatlar oluşturabilirsiniz. Resim yeteneği olan bir çocuğa gerekli boya ve malzemeler sağlanıp, evde küçük ressama ait bir köşe hazırlayıp, resim yapmaya teşvik edebilirsiniz. Ayrıca bir sporla ilgilenmesi sağlayabilirsiniz. Bir hayvan beslemesi için onu teşvik etmek, koleksiyon yapmaya yönlendirmek gibi diğer etkinlikler de çocuğunmeşgul olmasını sağlayacak ve eğlenmek ve can sıkıntısını gidermek için bilgisayara olan ihtiyacını azaltacaktır.


Eğer tüm çabalarınıza rağmen çocuğunuz bilgisayara bağlanmaya devam ediyorsa, o olmadan mutlu olamıyorsa, vaktinin çocuğunu onun başında geçiriyorsa bir uzmandan yardım almanız yerinde olacaktır. 
Her hakkı Pedagoji Derneği’ne aittir ve mahfuzdur. Kaynak gösterilmek kaydıyla elektronik, dijital, fotokopi ve başka ortamlarda çoğaltılabilir, dağıtılabilir, yayınlanabilir

Bebeğinizi dalından erken koparmayın

Zehra Binici / Aralık 2013

Dünyaca ünlü kadın doğum uzmanı Dr. Michel Odent bebeği ağaç meyvesine benzeterek “Bir ağacın meyveleri aynı zamanda olgunlaşmaz. Erken koparılan meyve lezzetsiz olur ve çabucak çürür. Bebek de öyle. Bazı bebekler doğmaya hazır olmak için daha uzun zamana ihtiyaç duyar. Sezaryende gün önceden belirlenir. Haftalara göre hesaplanan doğum tarihinde bebek doğmamışsa zorla doğurtulur” diyor. Meyveyi dalından erken koparmamak gerek ki daha lezzetli olsun. Bebeğin de daha sağlıklı olması doğum şekline bağlıdır.

 Psikolog ve Aile Danışmanı Zehra Binici

 Dokuz aylık heyecanlı bekleyişinizin sonlarına yaklaştınız. Büyük bir heyecanla misafirinizi bekliyorsunuz. Doğuma az bir zaman kala doktorunuz sezaryenle doğumu tavsiye etti. Karar vermeden önce bir değil birkaç kere düşünmenizi tavsiye ederiz. Çünkü normal doğumun dışında yapılan her türlü müdahale anne ve bebek üzerinde ciddi etkiler bırakıyor…

Gebelik sürecinin hem anne hem de bebek için sağlıklı bir şekilde sonuçlanması önemlidir. Bunun sağlanmasında karar verilmesi gereken önemli konuların başında kadının doğum şekline karar vermek gelmekte. Doğum şeklinin doğum sonrası sevinçte etkisinin büyük olacağı unutulmamalı. Doğum şekline karar vermede ise gebelik süresince anne ve bebeğin sağlık durumunun yakından değerlendirilmesi gerekmekte.

İlk hamilelikte anne adayı doğumda neyle karşılaşacağını, neler hissedeceğini bilmemekte; aylar boyunca doğum şeklinin nasıl olacağını düşünmektedir.  Arkadaşları, aile büyükleri ve daha evvel bebek sahibi olmuş annelerin söyledikleri ile bir o tarafa bir bu tarafa meyil etmekte, heyecan ve korku içinde bir karar almaya çalışmaktadır.

Ülkemizde giderek yaygınlaşan sezaryen doğum bu anlamda normal doğumun alternatifi gibi algılanmakta ve bu doğrultuda kimi zaman doktorun tutumu, kimi zaman anne adayının yaşadığı çevre ve onun yanlış düşünceleri, korkuları, onu olumsuz etkilemektedir. Oysa sezaryen normal doğumun alternatifi değil, doğum sırasında yolunda gitmeyen bir durum olduğunda müdahale biçimi olan ameliyatın adıdır. Normal doğum bebeğin müdahalesiz doğduğu fizyolojik bir süreçken sezaryen bir karın ameliyatıdır. Batın boşluğu doktor tarafından açılarak bebeğin doğması değil doğurtulmasıdır.

Sezaryen doğum nedir?

Gelişimini tamamlamış olan yavru kuşun yumurtadan çıkışını düşünün. Yumurtadan çıkan yavru kuş, yumurtadan çıkabilmek için önce kendisine ufacık bir delik açar. Daha sonra o minik delikten sıkışarak çıkmaya çalışır. Eğer kuşun yumurtadan daha kolay çıkması için ona “yardım ederek” deliği büyütürsek ona yardım etmiş olmayız. Çünkü kuşun kanatları gelişmeden dünyaya gelmiş olur ve uçamaz. Yani ona iyilik etmiş olmayız. Sürtünme ve zorluk kuşa kanatlarını kazandırmaktadır.

Bebek de kendisinin doğmaya hazır hissettiğinde hayata gelmek istediğinde bunun sinyallerini anneye verecektir. Suni sancı ile başlatılan doğumun anne ve bebek için kısa ve uzun vade de zararları vardır. Nasıl kuşun kanatları yeterince gelişmemiş oluyorsa bebeğin de gelişimi tamamlanmamış olur. Doğum kanalında bebek doğmak için zorlu bir yolculuk yaparken akciğerleri gelişimini tamamlar. Doğum sancıları, yani rahim spazmları çocuğun bedeni üzerinde basınç yaptığından onun organlarının gelişimi için gereklidir. Bu basınç, cildin bütününde sinir hücrelerini uyardığı için bebek açısından çok önemlidir.

70’li yıllarda doğal doğum konusunda yaptığı çalışmalarla ünü ülkesi Fransa’yı aşıp dünyaya yayılan kadın doğum uzmanı Dr. Michel Odent bebeği ağaç meyvesine benzeterek “Bir ağacın meyveleri aynı zamanda olgunlaşmaz. Erken koparılan meyve lezzetsiz olur ve çabucak çürür. Bebek de öyle. Bazı bebekler doğmaya hazır olmak için daha uzun zamana ihtiyaç duyar. Sezaryende gün önceden belirlenir. Haftalara göre hesaplanan doğum tarihinde bebek doğmamışsa zorla doğurtulur” diyor. Meyveyi dalından erken koparmamak gerek ki daha lezzetli olsun. Bebeğin de daha sağlıklı olması doğum şekline bağlıdır.

 Her doğum özeldir

Doğum, gelişimini tamamlamış bebeğin, anne rahminden ayrılma olayıdır. Bu süreç, rahim kasılmalarıyla başlayıp bebeğin doğumuna kadar devam eder.  Anne adaylarının sabrını ve dayanıklılığını zorlayabilen sancılar yaşanabilir. Uzun süren sancılar doğuma yöneliktir. Düzenli aralıklarla gelen her sancı rahmin kasılmasına, rahim ağzında açılmaya ve bebeğin aşağı doğru itilmesine neden olur.

Unutulmamalıdır ki her sancı bebeği anneye biraz daha yaklaştırır.  Her doğum özeldir ve anne için unutulmaz bir tecrübedir.

Normal doğumda annenin bebeğini doğar doğmaz kucağına alıp emzirmeye başlaması duygusal bağın oluşmasında önemli bir faktördür. Doktorlar doğum sonrası yaşanan depresyonların şiddetini normal doğumda anne ve bebek arasındaki duyusal temasın daha yoğun olmasının azalttığını belirtmektedirler.

Normal doğum doğal ve fizyolojik bir süreçtir. Normal doğumda anne adayları günü geldiğinde sancı çekmeye başlar. Yaşanan sancılı süreç bebeğin dış dünyayla uyumunu hızlandırmaktadır ve bu yüzden tıbbi açıdan gerekmedikçe sezaryene başvurulmaması gerekmektedir. Sezeryan ile doğum ise sadece gerektiğinde yapılan bir doğum yöntemi ve ameliyattır. Sezaryen ile yapılan çoğu doğum, günü gelmeden doğuma 15-20 gün kala gerçekleşir. Sezaryenle doğum birkaç gün bile erken yapılsa bebeğin akciğerleri dış dünyaya uyum sağlamada birtakım sıkıntılar yaşar. Bunun için doğumun planlı bir şekilde sezaryene ihtiyaç duyulmadan yapılması gerekir. Doğum işleminin tamamlanan günde gerçekleşmesi bebek için daha sağlıklıdır. Fakat anne adaylarının sabırsız oluşu, doğum sancısına katlanamamaları ve biran önce doğumu atlatıp bebeklerine kavuşmak istedikleri için sezaryeni tercih etmektedirler.

Normal doğumun avantajları

Normal doğumun hem anne hem de bebek için sezaryenle doğuma göre avantajları çok daha fazladır. Normal doğum sonrasında anne birkaç saat içinde normal yaşantısına dönüp çok kısa sürede bebeğini emzirmeye başlayabilir. Annenin gebelik öncesi yaşantısına kavuşmasını çabuklaştıran normal doğumun hemen sonrasında annenin vücudunun (özellikle karnın) eski şekline dönmesi de sezaryene oranla daha hızlı olmaktadır. Doğum yapar yapmaz bebeğini kucaklayabilen ve emzirebilen anne hem bebeğinin doğumuna aktif olarak katkıda bulunmuş olmanın verdiği mutluluk ve özgüven, hem de bebeğiyle çok daha çabuk kurduğu o özel bağ sayesinde doğum sonrası süreci çok daha rahat atlatacaktır. Normal doğum sonrasında anne sezaryen doğuma göre daha çabuk iyileşir. Normal doğum yapan annenin kendine güveni artar.

Sezaryen sevgi bağını koparıyor

Epidural anestezi ve sezaryen ile doğum yapan hayvanların yavrularıyla hiçbir şekilde ilgilenmediğini biliyor muydunuz? Anne ile yavru arasındaki içgüdüsel sevgi bağı kopuyor. İnsan annelerinin beyinlerinde hayvanlarda olmayan neokorteks yani ön beyin olduğu için anne, sezaryenle de doğursa çocuklarıyla ilgileniyor ama yine de doğanın gerçeği şudur: İnsan annelerinin memeli hayvanlar ile ortak olan  “alt beyni”nin güdümünde olan yavrusunu sevme ve bağlanma ‘kapasitesi’ diğer memeli annelerle ortaktır. Yani annenin de bebeğin de sevme yetisinde azalma olması kaçınılmazdır.

Anne sevgisi ile doğum sancısı arasında bir bağ olduğu bilinmektedir. Çünkü doğal doğumda hem bebek hem anne aralarında bağ oluşturan oksitosin hormonu salgılanır ve annenin süt üretiminde gerekli olan prolaktin hormonunda bir artış olur. Annede de bebekte sevme kapasitesi artar. Bu sevme kapasitesi de kurulan iletişime yansır.

Oksitosin, anne ve bebek arasında başka türlü kurulamayacak bir bağın kurulmasını sağlar. Normal doğum esnasında salgılanan bu hormon eşliğinde çocuğun dünyaya gelişi, onu hayatın zorluklarına karşı dirençli kılar.

Doğum korkusu

Yapılan araştırmalara göre doğum korkusunun altında yatan etmenler arasında kişilik özellikleri, kaygı düzeyi, çevresel faktörler ve yaşanmışlıklar vardır. Bunlardan en yaygın olanı çevresel faktörler yani “öğrenilmiş korkular”dır.

Anne adayları daha doğum yapmadan doğumda yaşayacakları acının şiddetinden bahsediyorlar. Ve bunu yanlarında küçük kızların olduğu ortamda dahi çekinmeden dile getirip onların da zihinlerine korku tohumları ekiyorlar. Ayrıca filmlerde şahit olunan acılı doğum sahneleri bilinçaltında doğum korkuları oluşturuyor.

Küçük yaştan itibaren annelerin, akrabaların, komşuların, arkadaşların anlattığı korkunç doğum hikâyeleri pek çok kadını doğum konusunda fobik hale getiriyor. Hamileler doğumu korkuyla beklerken, hamile olmayanlar ise hamile kalmayı erteliyor hatta istemiyorlar.

Bilinçaltındaki korkunun kontrolünden çıkıp, doğumun keyfini yaşamak gerek. Anne adayının kendi bedenindeki doğum farkındalığına ulaşıp, bilinçli akıl ile doğru tercihlerde bulunup kendi doğumuna sahip çıkması gerekir.

Çevrenizde dile getirilen “ben de hamileyken, benim doğumumda, bir tanıdığımız” vb. ile başlayan cümleleri durdurun. Bu cümleler olumsuz yaşantıları içermektedir. Zayıf bir anınızda bu tarz korku içerikli cümleler sizi etkileyebilir. Doğum, doğurmak, anne olmakla ilgili iç düşüncelerinizi sürekli takip edin ve olumlu tutun. Kaygı ve korkunun iç seslerimizden kaynaklandığını unutmayın. Onlar ne kadar olumlu olursa süreç de olumlu olacaktır.

Kutu

Aile Terapisti Enise Akgül:

“Normal doğum, yaratılışa en uygun olandır”

Normal doğum; yaradılışa ve doğaya uygunluğu açısından hep önerilen, tavsiye edilen doğum şeklidir. Mecbur kalındığında ise sezeryan doğum alternatifinin kullanılabilmesi anne ve bebek için hayati durum arz eder.

Bu iki doğum yönteminin özellikle anne üzerindeki etkilerini konuşacak olursak; hayatta her seçimin mutlaka olumlu ve olumsuz sonuçları olduğunu ve bu gerçekliğin kişiden kişiye değişebileceğinin altı çizilmelidir. Zira normal doğum ile sezeryan doğumu ve bunların farklı uygulamalarındaki sonuçları anne ve bebeğin psikolojik süreçleri açısından inceleyen araştırmalarda çok net sonuçlar alınamamaktadır. Çünkü kolay bir hamilelik geçirmiş bir anne adayının son haftalarına gelmesi ve normal doğum için beklemesi ile zor bir hamilelik geçiren kişinin son günlerini beklemesi aynı şey değildir.

Daha önce bebek kaybetmiş olan bir annenin normal doğum seçmesi, ötekinin bu kararı alışına hiç benzemez. Hangi gün hangi saatte nerede nasıl başlayacağı belirsiz olan normal doğumu beklemek; tüm bunların büyük oranda net olduğu sezeryan doğumu beklemekten farklıdır.

Normal doğumda, doğum esnasındaki annenin kendi canıyla uğraşması ile sezeryan doğumda doğum sonrasında annenin kendi acılarıyla geçireceği süreç aynı değildir. Tüm bunların farklılıkları kısa araştırmalarla elde edilebilecek bilgilerdir.

Anne adayının kendini rahat ve güvende hissettiği doktoru ile konuşup kendi kararını vermesi uygun olandır. Sadece korktuğu için normal doğumdan kaçınan adaylar, bu konu ile ilgili psikolojik destek alabilirler.

 Kutu

Psikiyatrist Sefa Saygılı:

“Gereksiz sezaryen pek çok problemlere kapı aralar”

Sezaryen oranları bütün dünyada düşerken nedense ülkemizde artmaktadır. Hatta bazı özel hastanelerde yüzde 90’ı geçtiği bildirilmektedir. Bu yüzden haklı olarak Sağlık Bakanlığı sezaryene bir takım kısıtlamalar getirerek normal doğumu teşvik etmiştir.

Sezaryen en azından bir operasyondur ve az da olsa annenin enfeksiyon kapma, kanama riskleri mevcuttur. Hamileliğin tekrarında yırtılma ve açılmaya yatkınlık söz konusudur. Sonraki doğumların yine sezaryenle olması kesin gibidir.

Yara yerlerinin iyileşmesi zor ve geç olabilmektedir. Doğum depresyonu daha sıktır.

Sezaryen bebek için de bazı riskler taşır. Mesela astıma daha çok rastlanılmaktadır. Bağışıklık sistemi daha zayıf, yani bebeği mikroplara ve enfeksiyonlara açık hale getirmektedir.

En önemlisi de doğum sancısı ile annelik arasında bir bağ olduğu bilinmektedir. Bu sancı anneyi bebeğe bağlamaktadır. Bu da normal doğumda salgılanan oksitosin hormonu ile sağlanmaktadır.

Kısacası gerektiği halde sezaryen ameliyatı bebeği de annenin canını da kurtarabilir ama gereksiz yere yapılırsa pek çok problemlere kapı aralanır.

 Kutu

Op. Dr. Sema Ovalı:

“Sezaryen, ruhsal ve bedensel güçlükleri getirir”

Sezeryan, bebeğin normal yolla doğumunu engelleyen durumda yapılması gereken, anne ve bebeği olumsuz durumda kalmaktan kurtaran bir operasyondur.

Doğum, normal yolla gerçekleştiğinde, hem doğum eylemi daha az sıkıntılı hem de sonrasında iyileşme ve yeni duruma adaptasyon daha kolay olur.

Müdahaleli doğum dediğimiz sezeryan veya vakum, forseps, sancı serumu ile zorlayarak olan doğumlar, eylem esnası ve sonrasında ruhsal ve bedensel güçlükleri getirir. İyileşme süreci uzadığı için lohusalık depresyonu daha uzun sürer. Anne, kendi sağlığını düzeltmeye çalıştığı için bebeğiyle ilgilenmesi daha az olur. Rahat pozisyon olmadığı için, emzirme başarısı düşüktür ve buna bağlı olarak da süt salgısı gecikir. Doymayan, ağlayan bir bebek ve ağrılı anne özellikle de ilk bebekte oldukça sıkıntılıdır.

Sezaryende bazen bebek tam gününü doldurmadan doğurtulursa yeni hayata uyumu zor olabilir ve bir süre yoğun bakım şartlarında takibi gerekebilir. Anne mutlu bir şekilde eve gitmeyi hayal ederken eli boş taburcu olması, psikolojik sıkıntıyı artırır.

Her insan yapısı aynı değildir. Fiziksel anatomik özellikler yanında bebeğin boyutu, pozisyonu, annenin gebelik esnasında aldığı kilo ve hareketli yaşama da normal doğum için çok önemlidir. Ayrıca, doğum şekli ne olursa olsun anne ve bebek sağlığı bizim için çok önemlidir. Doktor veya ebe, kişinin durumuna ve bebeğin özelliklerine göre doğum şeklini belirlemeli ve her ikisini de en rahat ettirecek doğum şeklini tercih etmelidir.