Kategori: Çevre

#SıfırAtık, israfın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, oluşan atık miktarının azaltılmasını, etkin toplama sisteminin kurulmasını, atıkların geri dönüştürülmesini kapsayan atık önleme yaklaşımı olarak tanımlanan bir hedeftir.

Euronews’te yer alan habere göre, Fransız Sağlık Bakanlığı’na bağlı Kamu Sağlığı Kurumu’nun yayınladığı raporda Ain bölgesinde 2009-2014 arasında 7 sakat doğum, Loire Atlantique bölgesinde 2007-2008 arasında 3 sakat doğum ve Bretagne bölgesinde 2011-2013 arasında 4 sakat doğum gerçekleşti.

Rapor, Avrupa Birliği’nde bir süredir devam eden tarım ilacı glifosatın sağlık üzerinde zararlı olduğu iddialarına yeni bir boyut kazandırdı.

Kamu Sağlığı Kurumu, söz konusu sakat doğumların ortalamanın üstünde olduğunu kabul ederken henüz sakatlıkları açıklayan ortak bir nedeni bulamadıklarını belirtti.

Sonuçlar çok daha endişe verici

Ain bölgesinde, Fransa Sağlık Bakanlığı’ndan bağımsız olarak sağlık araştırmaları yapan Remera adlı sivil toplum kuruluşu, Kamu Sağlığı Kurumu’nun kullandığı metotların yanlış olduğunu ve sonuçların çok daha endişe verici olduğunu açıkladı.

Sorunun kaynağı genetik ya da sigara ve alkol kullanımı değil”

Konu üzerinde çalışan bazı doktorlar ortak bir neden bulunmadan araştırma yapmanın sonuç vermeyeceğini savunurken Remera’nın başkanı Emmanuelle Amar bu yaklaşımı eleştirdi.

“17 kilometre karelik küçük bir alanda kısa zamanda, birbiriyle akraba bağları olmayan bebeklerin bu şekilde doğması çok şaşırtıcı.” diyen Amar, çalışmaların sonucunda sorunun genetik bozukluk, sigara, alkol veya esrar tüketiminden kaynaklanmadığını tespit ettiklerini söyledi.

Doğum yapan kadınlar arasındaki tek bağlantı mısır ve ayçiçeği tarlalarının yakınlarındaki kırsal bölgede yaşamaları.

Amar’a göre, pestisitlerin kolsuz ve bacaksız doğumlara sebep olabileceği iddiası kesin olmasa da, en ciddi hipotez olarak öne çıkıyor.

Avrupa Parlamentosu üyesi Fransız Yannick Jadot ise devleti pestisitlerin zararlarını görmezden gelmekle suçladı.

Raporun sonuçlarının endişe vericiği olduğunu ifade eden Jadot, “Elimizdeki bazı veriler, sorunun pestisitlerden kaynaklanıyor olabileceğini gösteriyor.” dedi. Bu tarz durumları inceleyen derneklere devlet tarafından yapılan desteğin yarı yarıya kesildiğini dile getiren vekil, “Fransa’da hep gözlerimizi kapattık. Atık yakma tesisleri, nükleer tesislerin çevrelerinde ve pestisitlerin etkileri üzerine araştırmalar yapılmıyor, çünkü bilinmek istenmiyor.” şeklinde konuştu.

Avrupa Birliği, iki yıl süren yoğun tartışmaların ardından glifosat tarım ilacının kullanım lisansının 5 yıl daha uzatılmasına karar vermişti.

Doğu Karadeniz’deki 4 ilde, 830 bin dekar alanda yapılan çay tarımında yıllardır kullanılan kimyasal gübrenin yerine TEMA Vakfı tarafından oluşturulan örnek bahçelerde yeni bir organik gübreleme modeli uygulandı. Kimyasal gübrenin zararlarından toprağı korumayı amaçlayan uygulama ile otları kesilen, kazılan ve tarım kireci ile işlendikten sonra geriye kalan lif, sap ve tozlarından oluşan çay atıklarının serildiği deneme bahçelerinde, 3 kat fazla çay verim elde edildi.

Rize’nin Çayeli ilçesi Senoz Vadisi’ndeki örnek bahçelerde 5 aylık uygulamanın sonuçlarını gören üreticiler, yeni üretim modeline yöneldi.

80 yıldır kullanılan gübre tarihe karışabilir
Uygulamanın bölgeye yayılması halinde çay tarımında 80 yıldır kullanılan kimyasal gübreden vazgeçilmesi gündeme geldi. TEMA Vakfı Proje Koordinatörü Nevzat Özer, “Bölgede yürüttüğümüz ‘Her Dem Toprak İçin Projesi’ ile çay atıklarının gübre olarak uygulandığı bahçelerden verim fışkırıyor” dedi. Doğu Karadeniz’de, Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun illerinde 830 bin dekar alanda 1 milyon üretici aile tarafından yapılan çay tarımında 1970’li yıllardan itibaren uygulanan kimyasal gübre sonucu asitleşme oluşan topraklarda verim kaybı oluşmaya başladı. Çaykur tarafından 10 yıldır yürütülen proje ile kademeli olarak organik tarıma geçiş çalışması başlatıldı, 40 bin dekara yakın arazide organik çay tarımına geçildi. Bölgede tartışılan ve zarar veren kimyasal gübrelerden toprak yapısının arındırılmasını amaçlayan organik çay üretimi için çalışma yürüten TEMA Vakfı, ‘Her Dem Toprak İçin Projesi’ başlattı. TEMA Vakfı tarafından Rize’nin Çayeli ilçesi Senoz Vadisi’nde 1.5 dönüm üzerinde oluşturulan örnek bahçelerde yeni bir organik gübreleme modeli uygulandı.

Verim 3 kat arttı
Kimyasal gübrenin zararlarından toprağı korumayı amaçlayan uygulama ile otları kesilen, kazılan ve tarım kireci ile işlendikten sonra geriye kalan lif, sap ve tozlarından oluşan çay atıklarının serildiği deneme bahçelerinde, kimyasal gübre kullanılan bahçelere göre 3 kat fazla çay verim elde edildi. Dekara 600 kilogram yaş çay yaprağı hasadı yapılan çay tarımında bu rakam bin 700 kilogramı aştı. TEMA Vakfı’nın 1,5 dönüm uygulama bahçesinde kimyasal gübre verilen alanda ise ürün rekoltesi düştüğü gözlendi. Örnek bahçelerde 5 aylık uygulamanın sonuçlarını gören üreticiler, yeni üretim modeline yöneldi. Üreticiler, çay bahçelerine koştu, yeni gübreleme metodunu uygulamaya başladı. Uygulamanın bölgeye yayılması halinde çay tarımında 80 yıldır kullanılan kimyasal gübreden vazgeçilmesi gündeme geldi.

Bahçelerden verim fışkırıyor
TEMA Vakfı Proje Koordinatörü Nevzat Özer, bölgede yürüttükleri ‘Her Dem Toprak İçin Projesi’ ile çay atıklarının gübre olarak uygulandığı bahçelerden verim fışkırdığını belirterek hiç kimyasal gübre kullanmadıkları halde yüksek verime ulaşıldığını söyledi. Özer, “Bahçelerden bitkinin besinine, suyuna ortak olan yabancı otlar çıkarılıyor. Toprağın güneşe, havaya ihtiyacı vardı. Karadeniz toprakları diğer bölgeler gibi değil organik maddece çok zengindi. Ama organik maddenin çözülüp bitkiye besin olabilmesi için hava, ışık ve kimyasal gübrelerin yok ettiği toprak canlılarına ihtiyaç vardı. Onun için mutlaka çapalanması gerekiyordu. Diğer taraftan bitki besin maddesi açığını kapatacak en önemli gübre yine bitkinin kendisiydi. Topraktan aldığı besinlerle ürettiği çayın bir kısmı fabrikalarda işlenip insanlara sunulurken lif, sap, toz gibi atıkları kompost yapılarak toprağa verilebilirdi. Bir ton çay atığı bir dönüm çaylığın iki yıllık gübre ihtiyacını karşılayabilirdi. Bütün bunlar; yabancı ot temizliği, çapalama, tarım kireci ve çay atıkları ile biraz da organik gübre örnek bahçelerine özenle uygulandı. Dekara 600 kilogram yerine, 1700 kilogram yaş çay hasadı yapıldı. Hiçbir kimyasal yok, her şey yerli ve milli. Doğanın, toprağın gücünü harekete geçirmek yeterli. Çay tarımı 70 yılda bölgenin kaderini değiştirdi, göçü, yoksulluğu önledi, ekonomik sosyal gelişimin dinamiği oldu. Türk halkı dünyada herkesten daha çok sevdi çayı. Bu topraklardan nice 70 yıllar daha çay, bereket fışkırması için toprağı verimli ve üretken kılmak zorundayız” dedi.

4 bin liraya varan ek gelir
TEMA Vakfı Rize Temsilcisi Ahmet Ali Kork, fabrikalardan artan çay atıklarını olgunlaştırarak kazdıkları toprağa tarım kireci ile birlikte uyguladıklarını belirterek şunları dedi:

“Çay atıkları zenginlik içermektedir. Doğaldır ve bitkinin kendisidir. Yaprağından çay elde ediliyor, kalan sapı toprağa geri ekiliyor. 1.5 dönümlük örnek bahçenin bir dönümünde bu çalışmaları yaptık. Kalan kısmını da şahit olarak bıraktık. Sonuç olarak şunu gördük; üçüncü sürgünde bile 3-4 kata varan bir verim farkı var. Kimyasal gübreyi bile aşan bir verim söz konusu. Biz aslında bilinen şeyleri tekrarladık. Birçok akademik çalışmanın önerdiği şeyleri yaptık. Uyguladığımız çok farklı şeyler değil ve vatandaşlarda bu farkı gördü. Yoldan geçerken bile fark edilebilecek bir yükseklik farkı var. Umuyoruz ki bütün bölgede, toprağa sahip çıkan, tarım tekniklerini doğru kullanan bir tarım şekliyle organik tarımdaki verim kaybını durdururuz. Üretici sadece bir dönümlük yerde 2 iş gününü ekstra olarak bu işe ayırdığı, çapa yaparak ve gübresine verdiğinde bu ona verim olarak geri dönecek. Üretici 2 gün çalışarak 4 bin liraya varan ek gelire sahip olacak”

Üreticiler heyecanlı
Uygulamaya tanık olan çay üreticisi Vesile Kork, “Daha önce kimyasal gübre kullanırken verim iyi geliyordu ama yapılan bu yeni çalışmayla ortaya çıkan verim bizi hayrete düşürdü. Kimyasal gübreden daha verimli ürün ortaya çıktı. Bu yeni uygulamadan memnunuz ve bizde bahçemizde uygulayacağız” dedi.

Güngör Yücel de “Organik tarıma geçtikten sonra ben kendi tarlalarımda verim alıyorum. Bu yöntemle verim ve kalitede artış yaşanıyor. Bende bu yöntemi uygulayacağım” diye konuştu. Ali Balcı ise “TEMA Vakfı buraya gelip düzenleme yaptıktan sonra farkı görünce ben de kendi bahçemde aynısını yapmaya başladım. Yapılan uygulamanın bir farklılığı var. Ürünümüz artacak” ifadelerini kullandı.

Genetik kaynakların korunmasında dünyanın sayılı ülkelerinden biri olan Türkiye, gıda arz güvenliğini sağlamak için gelecekte tarım ürünlerini etkileyecek salgın hastalıklar ve kuraklık gibi tehditlere karşı kendi genetik mirası olan bitkisel biyoçeşitliliği koruyarak dünyaya öncülük ediyor.

Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın da sık sık dile getirdiği yerli tohum ile tarımsal üretim yapılması amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Türkiye Tohum Gen Bankası, ata tohumlarını geleceğe taşımak için çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor.

EMİNE ERDOĞAN’IN ÇAĞRISI SES GETİRDİ

Biyolojik çeşitliliğin kaybolmaması için 840 türden 65 bin 210 bitkinin muhafaza edildiği dünyanın sayılı gen bankalarından biri olan merkez vatandaş ve araştırmacıların taleplerine en kısa sürede cevap veriyor. Emine Erdoğan’ın çağrısına kulak veren vatandaşlar da atalarından kalan tohumları incelenmek üzere merkeze getiriyor.

YERLİ İLAÇ İÇİN ARAŞTIRMA

Türkiye’de yer alan ekmeklik buğday çeşitlerinin yüzde 95’i, makarnalık buğday çeşitlerinin yüzde 98’i, arpa çeşitlerinin yüzde 99’u, çeltik, nohut ve mercimek çeşitlerinin tamamı Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde bulunan araştırma enstitüleri tarafından geliştiriliyor. Üretimde yer alan salatalık çeşitlerinin tamamı, biberin yüzde 75’i, patlıcanın yüzde 60’ı domatesin ise yarısı bakanlığın araştırma enstitülerinin elinden çıkıyor. Tesiste ayrıca alanında uzman akademisyenler tarafından yerli ilaç üretiminde kullanılabilecek nesli tehlike altındaki endemik bitkilerin üretilmesine ilişkin çalışmalar yapılıyor. Akciğer hastalıklarının tedavisi için Avrupa menşeli ilaçlarda kullanılan ‘Verbascum’ cinsi bir bitkiden Ankara’nın Gölbaşı ilçesinden alınan numune ile son teknoloji teçhizat kullanılarak araştırma yapan merkezde 10’u araştırmacı olmak üzere 18 personel çalışıyor.

ÇİFTÇİLERDEN GELEN YÜZLERCE TOHUM

Türkiye’nin bitki genetik kaynaklarının uzaktan korunması için faaliyet gösteren banka, yerel tohum buluşmaları kapsamında Urfa, İzmir, Samsun gibi organik tarımsal üretimde ön plana çıkan illerden çiftçilerden gelen yüzlerce tür tohumu son teknoloji ekipmanın bulunduğu laboratuarlarında koruyarak gelecek nesillere ulaştırmak için eksi 18 derecelik muhafaza odasında tutuyor.